fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
fıkra etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

28 Mart 2026 Cumartesi

Şevko ve Bedava Boya

Bir gün Şevko, evinin eskiyen dış cephesini boyatmak ister ama boyacıların istediği yüksek rakamları duyunca hemen o meşhur kurnazlığını konuşturmaya karar verir. Gidip mahallenin en işlek bakkalının önüne bir tabela asar:

"DİKKAT! BU EVİN DUVARLARININ ARASINDA ESKİ DÖNEMDEN KALMA ALTIN KÜPLERİ OLDUĞUNA DAİR BİR HARİTA BULDUM. YARIN SABAH DUVARLARI KAZIMAYA BAŞLAYACAĞIM!"

Ertesi sabah bir uyanır ki, ne görsün? Mahallenin tüm meraklıları ve define avcıları kazmalarla, küreklerle Şevko’nun evinin önünde toplanmış. Şevko pencereden uykulu bir taklit yaparak seslenir:

— "Aman ağalar, durun! Yanlış duvarda arıyorsunuz, orası mutfak tarafı. Gelin şu arka taraftan başlayın, orası daha yumuşaktır!"

Akşama kadar mahalleli, altın bulma ümidiyle evin eski sıvalarını tertemiz kazımış, duvarları pürüzsüz hale getirmiş. Tabii altın falan çıkmayınca herkes hayal kırıklığıyla dağılmış.

Ertesi gün Şevko, bu sefer başka bir tabela asmış:

"ALTINLARI BULAMADIK AMA DUVARLAR PAMUK GİBİ OLDU. ŞİMDİ BU DUVARLARI EN GÜZEL KİM BOYARSA, HARİTANIN ASLINI ONA HEDİYE EDECEĞİM!"

Birkaç saat içinde mahallenin gençleri, "Belki haritadan bir ipucu kaparız" diyerek ellerinde fırçalarla evi pırıl pırıl boyayıp bitirmişler. Şevko ise balkonunda çayını yudumlarken bıyık altından gülerek kendi kendine mırıldanmış:

— "Hazineyi uzaklarda aramaya gerek yok, en büyük hazine insanın aklıdır!" 

13 Mart 2026 Cuma

Ölü Eşek Çekilişi

Bir gün Adem, kasabanın en kurnaz tüccarı olan Zafer’in yanına gitmiş ve bir eşek satın almış. Ertesi gün eşek ölüvermiş. Adem hemen Zafer’e koşmuş: "Yahu Zafer, bana sattığın eşek öldü, paramı geri ver!" demiş.

Kurnaz Zafer istifini bozmamış: "Valla Adem, parayı harcadım, geri veremem. Ama gel bu eşeği çekilişle satalım, parasını bölüşürüz," demiş.

Adem şaşırmış: "Deli misin Zafer? Ölü eşeği kim alır?"

Zafer göz kırpmış: "Kimseye öldüğünü söylemeyiz ki!"

Bir hafta sonra Adem, Zafer’i çarşıda keyifle paraları sayarken görmüş. "Ne oldu o eşek işi?" diye sormuş.

Zafer gülerek anlatmış: "Müthiş oldu! 500 kişiye birer liradan bilet sattım, tam 500 lira topladım."

Adem merakla sormuş: "Peki çekilişi kazanan adam eşeğin ölü olduğunu görünce kıyameti koparmadı mı?"

Zafer pişkin pişkin sırıtmış: "Kopardı tabii... Ben de sadece onun bir lirasını geri iade ettim, adam sustu!" 

Kurnaz Zafer’in "Huzur" Taşı

Bizim Kurnaz Zafer, bir sabah kasabanın girişindeki dere kenarında oturmuş, vaktin geçmesini beklerken ayağına sert bir taş takılır. Şöyle bir eğilip bakar; avuç içi kadar, suyun etkisiyle pürüzsüzleşmiş, sıradan bir dere taşı... Ama Zafer’in zihni durur mu? Hemen taşı cebine atar ve doğruca kasaba kahvehanesine, en kalabalık masanın ortasına gider.

Cebinden çıkardığı taşı, sanki içinde paha biçilemez bir mücevher varmış gibi ipek bir mendilin üzerine yavaşça bırakır. Çevresindekilerin meraklı bakışları altında mendiliyle taşı parlatmaya başlar. Kahveci Rıza dayanamaz sorar:

— Hayırdır Zafer, altın mı buldun yoksa define mi?

Zafer, etrafı gizemli bir edayla süzüp sesini kısar:

— Ah Rıza abi, bu ne altın ne gümüş... Bu, "Hakikat Aynası" denilen çok özel bir tılsım. Dedelerimden miras kalmış bir emanet. Rivayete göre bu taşı evinin baş köşesine koyanın hanesinde dert, keder, gürültü kalmazmış. Taş, evin içindeki tüm negatif enerjiyi ve huzursuzluğu sünger gibi içine çekermiş.

Masadakiler şaşkınlıkla birbirine bakarken, kasabanın zengin ama biraz safça esnaflarından biri hemen atılır:

— Yahu Zafer, madem bu kadar kerametli, sat bize şunu! Evde hanımla dirlik kalmadı, belki işe yarar.

Zafer önce nazlanır, "Aile yadigarıdır, satmaya dilim varmaz" der ama uzun pazarlıklar sonunda, dere kenarından bedavaya aldığı taşı hatırı sayılır bir meblağa okutur.

Aradan iki hafta geçer. Taşı alan adam, Zafer’i çarşıda öfkeyle yakalar:

— Yahu Zafer! "Huzur verir, dertleri emer" dedin, dünyayı ödedim sana! Eve koyduğumdan beri hanımla birbirimize girdik, dükkanda işler hepten kesildi. Bu bildiğin dere taşı be adam! Hiçbir numarasını görmedik!

Zafer, hiç istifini bozmaz. Sakince adamın omuzuna elini koyar ve bilgece bir tavırla fısıldar:

— Bak kardeşim, o taşın asıl özelliği zaten burada. Taş görevini yaptı; bendeki "geçim derdi" stresini ve parasızlığın verdiği huzursuzluğu tamamen emdi. Ben sayende huzura kavuştum! Senin huzurun için de şimdi senin o taşı başka birine satman lazım ki enerji yerini bulsun! Hem bak sayende kimin kurnaz, kimin saf olduğu da tescillenmiş oldu. Bundan büyük "hakikat" mi olur?

Zafer, şaşkınlıktan ağzı açık kalan adamın yanından cebindeki paraları şıngırdatarak uzaklaşırken arkasına dönüp gülümser:

— Bu arada, eğer taşın etkisi geçerse haftaya dere kenarına... Şey, yani "depoya" yeni sevkiyat gelecek, haberin olsun! 

7 Mart 2026 Cumartesi

Para Döken Eşek

Sorgun’un köylerinden Osman, yaşlanmış ve yük taşımaktan bıkmış olan eşeğini satmak için ilçedeki hayvan pazarına götürür. Pazarın en kalabalık yerinde durur ama kimse bu zayıf eşeğe dönüp bakmaz.

Osman’ın aklına bir kurnazlık gelir. Cebindeki beş-on tane bozuk parayı çaktırmadan eşeğin ağzına birer birer atar. Sonra da yüksek sesle bağırmaya başlar:

— "Haydi vatandaş! Bu sıradan bir eşek değil, bu 'Darphane' marka bir hayvandır! Akşamüstü sahibine bozuk para kusmak gibi bir huyu vardır!"

Sorgunlular toplanır, "Hadi canım, öyle şey mi olur?" diyerek şaşırırlar. Osman, kalabalığın önünde eşeğin çenesini hafifçe okşayınca, eşek ağzındaki demir paraları bir bir yere dökmeye başlar. Herkes hayretler içindedir. Osman, eşeği normal değerinin çok üstünde bir fiyata hemen satıp parasını cebine indirir.

Aradan bir hafta geçer. Eşeği alan adam, kan ter içinde Osman’ı Sorgun Çayı’nın kenarında bulur ve çıkışır:

— "Yahu Osman! Eşek bir haftadır bir kuruş bile dökmedi, üstelik dünyayı yiyor!"

Osman hiç istifini bozmadan, gayet sakin bir tavırla cevap verir:

— "Valla ağam, kusura bakma ama belli ki sen bu hayvanı küstürmüşsün. Bizim buraların eşekleri sevgi görmeyince para mara dökmez. Sen ona iyi bakmadığın için o da sana darılmıştır!" 

5 Mart 2026 Perşembe

Değer Çıkmazı

Bizim Saf Kemal bir gün kahvehanede derin derin düşüncelere dalmış, önüne bakıyormuş. Arkadaşları bakmışlar Kemal’in yüzünde hem bir ciddiyet hem de muzip bir gülümseme var.

"Hayırdır Kemal," demişler, "yine neyi çözüyorsun kafanda? Karadelikleri mi, memleketin ekonomisini mi?"

Kemal başını kaldırmış, "Yok be yahu," demiş, "insanlığın en büyük çelişkisini buldum."

Herkes merakla eğilmiş: "Neymiş o?"

Kemal cebinden bir tane 20 liralık, bir tane de 200 liralık çıkarmış, masaya koymuş:

— "Bakın şimdi," demiş. "Şu 20 lira var ya... Markete giriyorsun, 'merhaba' bile diyemeden bitiyor. Değeri o kadar az ki, yere düşürsen eğilip almaya değmez diye düşünüyorsun."

Arkadaşları onaylamış: "Eee, doğru. Peki ya 200 lira?"

Kemal iç çekmiş:

— "İşte çelişki orada! Bu 200 lira da o kadar değerli ki, kime uzatsam 'Bozuk yok mu abi?' diyor. Kimse harcatmıyor bana bunu! Yani cebimde para varken aç kalıyorum. Anladım ki dünya böyle; ya değerin yok diye kimse yüzüne bakmıyor, ya da çok değerlisin diye kimse seni harcamaya kıyamıyor. İki türlü de elin boş kalıyor!"

Kahvehanedekiler önce bir gülmüş, sonra sessizce önlerindeki çaya bakıp "Vay be Kemal, haklısın..." diye düşünmeye başlamışlar. 

3 Mart 2026 Salı

Sorgunlu Saf Kemal ve Somun Meselesi

Kemal Yine İş Başında

Saf, temiz kalpli Kemal akşam kahvehaneye gitmek üzere evden çıkar. Komşusu Hasan kapıda Kemal ile denk gelir. Hasan, "Kemal nereye gidiyorsun?" der. Kemal, "Arkadaşların yanına, kahvehaneye," der. Hasan, "Sen git de birazdan ben de gelirim," der.

Kemal uzaklaşınca Hasan kahvedeki arkadaşlarını arar: "Çocuklar bizim Kemal oraya geliyor, biraz Kemal’e takılalım. Bana ayak uydurun sadece," der, anlaşırlar. Kemal’in geldiğini gören arkadaşları onu masaya çağırıp halini vaktini sorduktan sonra Kemal’e bir çay ısmarlarlar. Biraz sonra Hasan dövüne dövüne kahveye girer, başlar "Bittim, öldüm!" demeye. Arkadaşları konuyu bildikleri için ayak uydurup sorarlar.

Hasan, "Dayımın arabasını izinsiz aldım ve şu ilerideki logarın yanında teker patladı," der. Arkadaşları, "Bunda ne var, değiştir," derler. Kemal o saf ve temiz haliyle, "Dayından izinsiz alırsan bu şekilde sınanırsın," der. Hasan, "Git işine ulan, benim derdime bak, senin dediğine bak!" der. Diğerleri, "Ne oldu adam gibi anlat, tekeri değiştirseydin ya Hasan," derler.

Hasan, "Ben de sizin kadar bilmiyorum sanki! Teker patlayınca indim, stepneyi çıkardım, krikoyu takıp patlayan tekeri çıkardım. Somunları rögarın yanına patlak tekerle koydum. Diğer tekeri tam takarken ayağım nasıl değdiyse 4 somun da rögarın içine düştü. Bu köyde bu arabanın jantından kimsede yok. Sorgun’a gitsem, gidebilsem lastikçide sorunu çözerim. Dayım aradı geliyormuş, yengem telefon etti, bana bir çözüm bulun ne yapacağız?" der.

Numaradan herkes bir düşünür. Kemal de derin derin düşünmeye başlar. Ara ara "Sen ne buldun, şu şekilde olmaz mı?" diye saçma sapan fikirler ortaya atarlar. Hasan dizlerini dövüyor "Bittim!" diye. İçlerinden biri, "Kemal, en akıllımız sensin; bul da Hasan’ı dayaktan kurtar," der. Amaç Kemal’i konuşturup gülmektir ama bekledikleri olmaz. Kemal öyle bir şey bulur ki Kemal’le eğlenmek isteyen arkadaşları tüm kahveye rezil olup bozulurlar. "Ummadık taş baş yarar" dedikleri tam da bu olur.

Neden mi? İşte Kemal’in cevabı:

"Bu arabada kaç teker, kaç somun var?" diye sorar Kemal. Arkadaşları birbirlerine bakıp "İşte Kemal saçmalamaya başladı," diye birbirlerini gaza getirme bakışı atarlar. "Kemal bizimle eğleşme, tabii ki 4 teker, her tekerde de 4 somun var," derler.

Kemal, "Peki bizim kaç somuna ihtiyacımız var?" der. Hasan, "Dedim ya, patlak tekerin tüm somunları düştü," deyince Kemal:

"O zaman işimiz kolay. Ama bir çay daha ısmarla bakalım, seni dayaktan kurtarayım," der. Tabii arkadaşları kendilerinden emin, hemen "Kemal ağabeye çay!" derler; "Aman Kemal söyle, Hasan'ı kurtar," diye eğlenirler kendilerince.

Kemal, "Bu kadar saf olduğunuzu bilmezdim arkadaşlar," der. Arkadaşları gülüşür: "Doğrusun Kemal, bizim kafamız seninki gibi çalışmaz ama ne yapacağız hele onu söyle," derler.

Kemal başlar anlatmaya: "Diğer tekerlerden birer somun çıkarıp patlayan tekere takarsak tüm tekerler 3 somunlu olur. Sorgun’daki lastikçiye kadar gideriz, olur biter," der.

Tüm kahvedekiler durup düşünür ve Kemal’e bir alkış kopar. Arkadaşları şaşırır ama biraz da bozulurlar. Sözde Kemal’i konuşturup güleceklerken Kemal onları tuş eder. İçlerinden biri sorar: "Kemal biz hepimiz düşündük bulamadık, peki sen nasıl buldun bunu?"

Kemal cevap verir: "Aslanım, ben safım ama salak değilim sizin gibi!" 

Fenerli Saf Kemal

Akşamı Bekleyen Kemal

Saf Kemal bir gün öğle sıcağında, Sorgun çarşı merkezinde elinde yanmakta olan bir fenerle kan ter içinde dolaşıyormuş. Esnaftan biri merak edip seslenmiş:

— Hayırdır Kemal, bu güneşin alnında elinde fenerle ne arıyorsun? Köyden kasabadan birini mi kaybettin?

Kemal durup alnındaki teri silmiş ve ciddiyetle cevap vermiş:

— Yok hemşehrim, ben akşamı arıyorum!

Esnaf kahkahayı basmış:

— İlahi Kemal, akşam zaten kendiliğinden gelecek, fenerle aramaya ne gerek var?

Kemal istifini bozmadan feneri havaya kaldırmış:

— Öyle deme ağa, akşam karanlıkta gelince yolu bulamıyor, geç kalıyor. Ben de elinde ışıkla karşılamaya çıktım ki yolu şaşırmasın, Sorgun’a vaktinde gelsin!