Lâf anlamaz nâdana söz söylemek beyhûde emek,
Edep bilmez hayâsıza gerekmez edep öğretmek.
Cihanda bin bilsen de bir bilene danışmak erkândır,
Okumuş cahilden kaçmak, ruhu kurtaran en büyük ihsandır.
issisu.com.tr adresine hoş geldiniz! Buradaki tüm içerikler şahsım tarafından hazırlanmıştır. Düşündüren ve güldüren yazılarımın yanı sıra, söz ve bestesi bana ait şarkılarımı da bulabilirsiniz. Şarkılarımın seslendirmesi yapay zeka ile yapılmaktadır. Sevdiklerinize veya ailenize özel şarkı yaptırmak isterseniz bana aşağıdaki numaradan ulaşabilirsiniz. 📞 İletişim: 0545 843 41 89
Lâf anlamaz nâdana söz söylemek beyhûde emek,
Edep bilmez hayâsıza gerekmez edep öğretmek.
Cihanda bin bilsen de bir bilene danışmak erkândır,
Okumuş cahilden kaçmak, ruhu kurtaran en büyük ihsandır.
"Kendi alın terinle bir 'story' bile paylaşamazken, babanın emeğiyle 'level' atladığını sanıyorsun. Bilmezsin ki; başkasının yakıtıyla giden gemi, fırtınada ilk seni yarı yolda bırakır. Şimdiki gençlik mirası başarı, kopyayı kariyer sanıyor."
"Hani bir ömür sürecekti bu yemin? Cebin boşalınca gönlün de mi boşaldı? Şimdiki sevda dedikleri; bakiyesi bitince 'erişim sağlanamayan' bir abonelikten, mizanı bozulunca bozulan bir ahitten ibaretmiş."
"Kişi, yed-i iktidarında olan nimetin kadrini idrakten acizdir; ta ki o nimet elinden sırrolup gidinceye dek... Lakin asıl hikmet şudur ki; kendi mülkünde iken nazarından sakıt olan cevher, bir başkasının destine geçtiğinde neden dideye (göze) daha hoş ve parlak görünür?"
"Ey gafil! Bu yüksek mansıbı (makamı) babandan kalma bir miras sanıp yanılırsın; oysa o, senin boynuna asılmış ağır bir imtihandır. Sen nefsinin kör kuyusunda zevk u safaya dalmış, süfli arzularına hizmettesin. Oysa elindeki mühür, Hakk'ın halkına bir emanetiydi; sen ise onu dostlarına dünya malı yığmak için bir tuzak, kendine ise bir rüsvalık vasıtası eyledin."
"Şâm olduğunda nûru idrâk etmezsin, zira gözün dışarıdaki gölgeye takılmıştır. Tan atıp gün doğduğunda ise karanlığın ne idüğünü bilmezsin; çünkü vuslatın sarhoşluğuyla geçmişin hicranını unutursun."
"Mecnun’u âşık-ı nâlân eden Leylâ’yı et ü kemikten mi sanırsın? Mecnun’un dîdeleri et ile kemiğe aldanacak kadar bî-basiret değildir; o, Leylâ libâsında nûr-ı Hakk'ı müşahede eylemiştir."
"Sual ettim; 'Âkil ü bâliğ kimdir?' diye... Cevap verdiler: 'Nefsine müracaat eyle!' Zira kişi, kendi nefsinin hilesini fehmeylemedikçe, rüşd-i hakikate eremez."
"Sadakati gayrıdan bekleyen; kendi sıdkına mı i'timâd eder, yoksa hıyâneti nefsinde bildiği için mi bî-karâr kalıp karşıdakine güvenmez?"
"Bilinmezde ayân, görünmezde beyân olan hakikat; Hak katında gizlidir. Kendi batınındaki ilmi gün yüzüne çıkarmadıkça; kişiye ne söz kâr eder, ne de bir musibet tevil olur."
Kıymet bilmeyene gönül verdim de ne oldu? Ben bir virane o harami… Peki ne oldu? Ben gönlümün ustasını buldum, peki o talan edip yıkacak bir gönül bulabildimi?
“Edep bilmez kimseye edep ne lâzım,
Kendi ne olduğunu bilmeyene fazlaca kıymet ne lâzım.”
Sevmeyi bilmeyen gönül, aşkın dilini hiç öğrenememiştir.
"Ey can! Kainatı okumak istersen önce kendi gönül sayfandan başla. Zira;
Sen seni bil;
Edebini bil, haddini bil, içindeki cevheri bil.
Gönül aynanı sil ki, hakikat orada tecelli etsin.
Sen seni bilmezsen;
Karanlıkta yol arayan köre dönersin.
Nefsinin elinde oyuncak, elin dilinde rüzgârın savurduğu bir yaprak olursun.
Kim bilir seni?
Suretine bakan seni bildim sanır, lakin içindeki deryadan kim haberdar olur?
Halk seni bilse ne çıkar, Hak seni bildikten sonra?
Zannetme ki bu dünya seni tartar;
Sen kendini kendi terazinde tartmazsan,
Cihan gelse senin kadrini, kıymetini ne bilir?"
"Olmazdan korkma ey can; asıl korkmazdan kork! Zira Allah’tan korkmayanın, kuldan utanması da olmaz!"
Gönül aynanı kirletmek istemiyorsan;
Dili yalanla zehirlenmişten,
Nefsi dağlar kadar ağır gelenden fersah fersah uzak dur.
Zannetme ki her sakal hikmettir, her susan derviş; Karanlık ruhların gölgesi, senin nurunu da söndürür.
Yükün dürüstlük, yoldaşın edep olsun ki;
Yolun sonunda seni bekleyen yine sükûn olsun.
"Nefsine ağır geleni başkasına hafifletme; yalanla kurulan saray, hakikatle yerle bir olur!"
"Menfaat; sahte dostun kıblesidir, çıkarı neredeyse yönü oraya döner!"
Behey gafil!
Zannetme ki kurnazlığın seni her kapıdan geçirir;
Sadece bastığın o çürük basamaklar bir gün ayağının altından çekilir.
Asıl asalet;
Cebin boşken de başın dik, gönlün tok kalabilmektir.
İşin bitince sırtını döndüğün o kapı, gün gelir muhtaç olduğun tek sığınak olur!
"Kendini dev aynasında seyreden gafil, zanneder ki cüssesi arşa değer!
Lakin o ayna bir gün elbet kırılır;
İşte o zaman heybetin değil, sadece enkaza dönmüş gölgen kalır!"
Zannetme ki camdaki yansıma sendeki hakikattir.
Kırılan kristalin içinden dev değil, cüce çıkar!
Asıl mertlik;
Ayna varken değil, ayna yokken dik durabilmektir.
Suni ihtişamın, hakikat karşısında bir nefeslik ömrü vardır!