Kayıtlar

Sorgun’da Mahsen Kabusu: Profesörün Kanlı Sırrı ve Bitmeyen İnfazlar

Sorgun’da Gizemli Cinayetler: Karanlık Mahsen Gece yarısı Dutluk Parkı’nda, havuz kenarında yatan orta yaşlı bir adamı parkın bekçisi bulur ve hemen polise haber verilir. Polis olay yerine gelir, olay inceleme çağırılır ve olay yeri inceleme ekipleri; cesette farklı şekillerin ve yüzünde işaretlerin olduğunu görünce Sorgun gibi küçük bir yerde bu şekilde ilk defa bir cinayetle karşılaşır. Cesette farklı işaret ve yazılar görünce üniversiteden bir profesörden yardım isterler. Profesör incelemek için süre ister ve asırlar önce bir toplulukta insanların farklı mekanlarda öldürülüp farklı mekanlara işaretler, simgeler bırakıldığını ve farklı yazılar olduğunu bulur. Dutluk Parkı’ndaki cinayetle benzerlikler çok olunca polislere söyler. Polisler "Seri bir katilden mi bahsediyoruz?" diye profesöre sorarlar. Profesör; "Sanırım, inşallah yanılıyorumdur ama birden fazla seri katiller desek daha doğru olur," der. Polisler bir ürperir ama belli etmezler. Olaydan bir hafta sonra...

kim saf kim salak kemalin ters köşesi

Sorgun’da güneş batmak üzereyken kahvede bir hareketlilik varmış. Pencereden Kemal’in geldiğini gören arkadaşları, ona bir oyun oynamaya karar vermişler. İçlerinden biri, "Beyler, bana ayak uydurun, Kemal’e biraz takılalım," demiş. Kemal içeri girince hemen masaya çağırmışlar, önüne tavşan kanı bir çay söylemişler. Kemal çayını yudumlarken, oyun kuran arkadaşı birden dövünmeye, "Yandım, bittim!" diye sızlanmaya başlamış. Diğerleri durumu bildiği için hemen sormuşlar: — "Hayırdır kardaşım, anlat derdini derman bulalım. Ne bu hal?" Kemal de meraklanmış: — "Hayrola, ne oldu yahu?" Arkadaşı nazlanarak anlatmaya başlamış: — "Sormayın arkadaşlar... Akşam oldu, sanayi kapandı. Dayımdan habersiz arabasını almıştım. Tam giderken lastik gümledi! Hemen sağa çektim, krikoyu vurdum, tekeri söktüm. Ama ne olduysa o ara oldu; elim çarptı, söktüğüm dört somunun dördü de hemen yanındaki logar deliğinden aşağı düşüverdi! Dayım duyarsa beni öldürür, ben şimdi ...

Sorgunlu Kemal ve "Müslüman Olmayan" Günahlar

Sorgun’un o kendine has, saf ve temiz kalpli insanlarından biri olan Kemal, bir gün parkta kendi halinde oturuyormuş. Kemal’in bu iyiniyetli halini bilen arkadaşları, ona biraz takılmak istemişler. Yanına yaklaşıp selam vermişler: — "Hayrola Kemal, ne yapıyorsun burada?" Kemal her zamanki sakinliğiyle cevap vermiş: — "Oturuyorum işte... Asıl siz nereden geliyorsunuz böyle topluca?" Arkadaşları muzipçe birbirlerine bakıp, "Camiden geliyoruz Kemal," demişler. Kemal şaşırmış, saati kontrol etmiş: — "Yahu bu saatte camide ne işiniz var? Namaz vakti değil ki!" İçlerinden biri hemen atılmış: — "Biz günah çıkardık Kemal! Sen de git, hocaya günah çıkarmak istediğini söyle, rahatlarsın." Kemal tereddüt etmiş: — "Yahu, bizim dinimizde öyle şey olur mu hiç?" Arkadaşları ısrar etmiş: — "Olmaz olur mu, hadi git sen de dene!" Kemal saf kalbiyle ikna olmuş, doğruca hocanın yanına varmış. Durumu bir bir anlatmış. Hoca şaşkınlıkla Ke...

Sorgun'da Bir Sabır Dersi

Sorgun’da Bir Sabır İmtihanı: Temel’in Teravih Planı Ramazan'ın ortası... Bizim Temel’in yolu Sorgun’a düşmüş. İftarı yapmış, karnı doyunca bir ağırlık çökmüş. Ev sahibine sormuş: — "Yahu hemşerim, bu teravih namazı Sorgun’da kaç rekat kılınayi? Bizim oralarda hoca biraz hızlıdur, çabuk biter." Sorgunlu arkadaşı, Temel’in biraz "hazıra konmayı" sevdiğini bildiği için şaka yollu bir ders vermek istemiş: — "Bak Temel," demiş, "Bizim Sorgun’un teravihi meşhurdur. Eğer camiye girerken kapıdaki görevliye 'Ben Trabzonluyum' dersen, sana 8 rekatta 'tamam' deyip emeklilik kartı veriyorlar. Geri kalanını evde yatarken sayıyorsun." Temel’in gözleri parlamış: "Ula ne güzel memleket!" Hemen en yakındaki camiye koşmuş. Tam kapıdan girerken heyecanla görevli amcanın koluna yapışmış: — "Amca, ben Trabzonliyim! Yaz benu o 8 rekatlık listeye, kartumu da hazırla!" Yaşlı amca şöyle bir Temel’e bakmış, sonra caminin içindeki k...

temelin ramazanda yozgat,da imtihamı

Temel Yozgat’ta İftar Beklerse Bizim Temel’in yolu Ramazan ayında Yozgat’a düşmüş. Akşamüzeri şöyle bir Çamlık tarafına doğru yürüyüşe çıkmış ama açlık bir yandan, susuzluk bir yandan iyice halsiz düşmüş. Yol kenarında bir banka çökmüş, yanındaki Yozgatlı amcaya sormuş: — "Hemşerim, bu sizin oralarun iftar vakti ne zaman gelur? Saatume bakayrum ama sanki hiç ilerlemiyur." Yozgatlı amca, cebinden köstekli saatini çıkarmış, gökyüzüne bakmış, sonra da Temel’e dönüp gayet vakur bir sesle: — "Valla yeğenim," demiş, "Bizim buralarda güneş, nohut tarlasına inip de Yozgat Sürmelisi çalmaya başlayınca top patlar. Sen şimdi sabret, az galdı." Temel iyice meraklanmış: — "Yahu amca, güneş nohut tarlasına inene kadar benum mide sırtuma yapışacak! Başka yolu yok midur bunun?" Amca gülümsemiş: — "Bak evladım, Yozgat’ta vakit geçmez, vakit yaşanır. Sen şimdi 'Gadirli'den aşağı gidiyon' diye bir türkü tuttur, bak bakayım o güneş nasıl yuvarlanıp ...

Dijital Çağın Kıskacında Aile ve Gençlik

Dijital Çağın Kıskacında Aile ve Gençlik: Nereye Gidiyoruz? Günümüz dünyasında ebeveyn olmak, belki de tarihin hiçbir döneminde bu kadar karmaşık olmamıştı. Bir yanda teknolojik hız, diğer yanda değişen toplumsal değerler arasında sıkışan bir nesil var. Uzmanlar uyarıyor: Gençlik bir "mağduriyet" sarmalına mı sürükleniyor, yoksa biz mi onları anlamakta geç kalıyoruz? 1. Gençlik Nereye Gidiyor? "Dijital Mağduriyet" Gerçeği Modern gençlik, fiziksel olarak güvende görünse de psikolojik olarak büyük bir dijital gürültünün içinde. Uzmanlara göre en büyük sorun "anlık tatmin" döngüsü. Sosyal medya beğenileriyle salgılanan dopamin, gençleri gerçek hayatın zorluklarına karşı savunmasız bırakıyor. •  Yalnızlaşma: Kalabalık arkadaş grupları yerini ekran başındaki sanal yalnızlıklara bıraktı. •  Aidiyet Kaybı: Gençler artık ailelerinden ziyade, algoritmalara ve fenomenlere ait hissediyorlar. •  Kırılganlık: Zorluklarla başa çıkma becerisi azalıyor, çünkü her şeye ...

"Adalet Sarayı’nın Duvarlarına Çarpan Adalet: 90 Puanla Gelen Hukuksuzluk!"

Bir Engellinin Adalet Çıkmazı: 90 Puanla Gelen Hüsran ve Hukuk Tanımayan Bürokrasi Türkiye’de engelli bireylerin hayata tutunma çabası, sadece kendi fiziksel engelleriyle değil, çoğu zaman sistemin ördüğü "zihniyet engelleriyle" de sınanıyor. Bugün size, EKPSS’den (Engelli Kamu Personeli Seçme Sınavı) 90 tam puan alarak büyük bir başarı gösteren, ancak atandığı kurumun kapısından içeri sokulmayan bir görme engellinin hukuk mücadelesini anlatacağım. Başarı Var, Atama Var, Ama "Adalet" Yok! Bundan yaklaşık iki yıl önce, bir kadın adayımız azmiyle ders çalıştı, sınava girdi ve Türkiye derecesi denebilecek bir puanla Çorum Sungurlu Adalet Sarayı’na "Hizmetli" kadrosuyla atandı. ÖSYM’nin sisteminde "engelli" olduğu, engel grubunun "görme" olduğu apaçık belliyken; devlet onu bu kadroya uygun görüp yerleştirmesini yaptı. Ancak asıl dram, evrak teslimi için Çorum Adalet Komisyonu’na gidildiğinde başladı. Başta "Evraklarınızı ilçeye gönderd...